Afet Risklerinin Azaltılmasında Stratejik Bir Araç: Şehir Planlaması

Bugün dünya nüfusunun büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Kentleşme hayatın merkezine yerleşmiş durumda. Ancak şehirler büyürken, bu büyümenin getirdiği bazı ciddi riskler de kendini gösteriyor. Depremler, seller, toprak kaymaları, yangınlar ve iklim krizine bağlı afetler şehir yaşamını her geçen gün daha fazla tehdit ediyor. İşte bu noktada şehir planlaması, sadece kentsel tasarımı yönlendiren bir araç olmanın ötesine geçiyor; aynı zamanda afet risklerini önlemenin ya da etkilerini azaltmanın en önemli yollarından biri haline geliyor.

Şehir planlaması, yolların ve binaların nereye yapılacağını belirlemekten ibaret değildir. Aslında bir kentin ne kadar güvenli, ne kadar dirençli ve ne ölçüde sürdürülebilir olacağını da belirleyen temel süreçlerden biridir.

Afet Riskleri ve Kentleşme Arasındaki İlişki

Afet risklerinin artmasında kentleşmenin şekli çok belirleyici. Özellikle hızlı ve plansız gelişen şehirlerde bu riskler daha da artıyor. Türkiye gibi hem deprem kuşağında yer alan hem de iklim değişikliğine bağlı afetlere açık bir ülkede, yerleşim kararlarının bilimsel verilere dayanması hayati önem taşıyor.

1999 Marmara Depremi, bu konuda hepimize büyük dersler verdi. Deprem sonrası yapılan incelemelerde sadece yapı kalitesi değil, yanlış alan kullanımı ve riskli bölgelerde yapılaşmaya izin verilmesi gibi planlama hatalarının da can kayıplarında büyük rol oynadığı ortaya çıktı (TMMOB Şehir Plancıları Odası, 2020).

Afet yönetimi alanında yapılan araştırmalar, bir afetin yalnızca doğa olayından ibaret olmadığını; insan eliyle büyüyen bir sonuç olduğunu gösteriyor. Risk, üç temel bileşenin — tehlike (hazard), maruziyet (exposure) ve kırılganlık (vulnerability) — bir araya gelmesiyle oluşur (Wisner et al., 2004). Ve bu bileşenlerin kesiştiği yer çoğu zaman şehirlerdir. Bu nedenle şehir planlaması, afetlere karşı en etkili önleme araçlarından biridir.

Şehir Planlamasının Afet Riskini Azaltmadaki Rolü

1. Yer Seçimi ve Arazi Kullanımı

Bir şehirde yapılaşmanın nereye yapılacağı, afet riskini doğrudan etkiler. Fay hatlarına yakın alanlar, zayıf zemin yapısına sahip bölgeler ya da sel riski taşıyan vadiler gibi alanlarda yapılaşmaya izin verilmesi, afete davetiye çıkarmak anlamına gelir. Bu yüzden yer seçimi kararları, jeolojik etütler, mikro bölgeleme çalışmaları ve güncel risk haritaları temel alınarak yapılmalıdır (İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü, 2021).

Biz Beşiktaş Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü olarak, “Beşiktaş Acil Durum Operasyon Planı” kapsamında mahalle bazlı risk analizlerini bu veriler ışığında gerçekleştirdik. Bu sayede hangi bölgelerin öncelikli müdahale alanı olduğunu belirleyebiliyor, kaynaklarımızı daha etkin kullanabiliyoruz.

2. Afet Toplanma Alanları ve Altyapı Planlaması

Afet anında insanların güvenli bir şekilde toplanabileceği alanların sayısı, konumu ve ulaşılabilirliği büyük önem taşır. Beşiktaş gibi yoğun yapılaşmanın olduğu bölgelerde bu alanların yeterli büyüklükte ve erişilebilir olması hayati önem taşıyor.

Bu bilinçle, ilçemizde daha önce 60 olan toplanma alanı sayısını 126’ya çıkardık. Böylece kişi başına düşen toplanma alanı miktarı, İstanbul ortalamasının üzerine çıkmış oldu. Ayrıca tahliye ve transfer alanlarını da 1. derece ulaşım akslarına yakın konumlandırarak erişim kolaylığını artırdık.

3. Kentsel Dönüşüm ve Mevcut Yapıların Yenilenmesi

Yeni yapılar kadar mevcut binaların durumu da afet riskini belirler. Eski yapı stoğunun risk analizi yapılmadan bırakılması büyük bir tehlikedir. Bu nedenle riskli binaların tespiti, öncelikli bölgelerde planlı dönüşüm süreçleri ve halkın bu sürece katılımı büyük önem taşır (Chmutina et al., 2014).


Yerel Bir Örnek: Beşiktaş’ın Afetlere Karşı Dayanıklılığı

Beşiktaş, yoğun nüfusu, tarihi yapıları ve karmaşık ulaşım ağıyla afet yönetimi açısından dikkatli planlama gerektiren bir ilçe. Burada afetlere karşı alınacak önlemler sadece acil müdahale ile sınırlı kalmamalı. Asıl önemli olan, olası riskleri önceden analiz etmek ve bu analizleri şehir planlama süreçlerine entegre edebilmek.

Örneğin Ortaköy, Arnavutköy ve Türkali gibi mahallelerde zeminin sıvılaşma riski taşıdığı alanlar var. Bu nedenle bu bölgelerde yeni yapılaşmalar için jeolojik etüt ve mikro bölgeleme analizleri zorunlu tutuluyor. Ayrıca afet anında halkın güvenli alanlara hızlı bir şekilde ulaşabilmesi için toplanma alanları düzenli olarak güncelleniyor ve mahalle haritaları üzerinden erişilebilir hale getiriliyor.

Afetlere karşı hazırlıklı olmanın bir diğer boyutu da toplumun bilinçlendirilmesi. Bu kapsamda düzenlediğimiz:

  • Mahalle ölçekli afet farkındalık eğitimleri,
  • İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde eğitim programları,
  • Deprem ve yangın tatbikatları,
  • Gönüllü arama kurtarma ekipleri (BUSAR, ANDA, TAP)

ilçe halkının afetlere karşı daha bilgili ve hazırlıklı olmasını sağlıyor.


Sonuç

Afetlerin tamamen önüne geçmek mümkün değil. Ancak doğru şehir planlaması sayesinde, bu afetlerin yol açacağı zararları büyük ölçüde azaltmak mümkün. Bugün yaşadığımız pek çok felaketin ardından yapılan analizler, can ve mal kayıplarının çoğunun doğal olaylardan değil, plansız yapılaşmadan, yanlış yer seçimi kararlarından ve yetersiz altyapıdan kaynaklandığını gösteriyor.

Bu nedenle şehir planlaması, sadece imar uygulamalarıyla sınırlı kalmamalı. Aynı zamanda toplumun güvenliğini sağlayan, sosyal yapıyı gözeten, ekonomik kırılganlıkları hesaba katan ve halkı sürece dahil eden çok boyutlu bir stratejik araç olarak ele alınmalı.

Afetlere dirençli kentler yaratmak ancak bilimsel verilere dayalı, uzun vadeli ve katılımcı bir planlama anlayışıyla mümkün olabilir. Aksi halde her afet, geçmişteki hataların tekrarlandığı yeni bir sınav olur. Bugün vereceğimiz planlama kararları, yarının güvenli, yaşanabilir şehirlerini belirleyecek.


Kaynakça

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü. (2021). İstanbul Afet Risk Raporu – Beşiktaş İlçesi Bölümü.